Kanser Nasıl Oluşur
Organizmada meydana gelen ve hücreleri kontrolsüz büyüyen kötü huylu tümörlere verilen isim olan kanser, genellikle kontrolden çıkan hücrelerin sürekli çoğalmalarıdır.
Kanserler, malignant (kötü huylu) tümörlerdir; yani benign (iyi huylu) tümörlerin aksine başka dokulara sızma ve yayılma (metastaz) özelliği gösterir.
Kanserli hücreler neden sürekli bölünürler?
Kültürde, normal hücreler komşu hücrelere yapışarak ilişkilerini devam ettirirler. Bu yapışma (adhezyon) noktalarında hücrelerde elektronca yoğun bir plak oluşur. Bununla birlikte, hücrelerin ameboid uzantılarında yavaşlama ve durma görülür. Bu olaya kontak inhibisyon denir. Bu şekilde, hücre bölünmesi kontrol edilir.
Deneysel olarak, normal hücreler bir kültür ortamında kendilerine sağlanan ortam şartları ne kadar iyi olursa olsun kontak inhibisyon nedeniyle tek tabaka oluşturduktan sonra daha fazla çoğalmazlar. Çünkü, bölünme sınırlı sayıda olur. Fakat kanser hücreleri sürekli çoğalarak birkaç tabakalı düzensiz kitleler oluştururlar. Bu da kanser hücrelerinde kontak inhibisyon kaybı olduğunu göstermektedir.
Kanser nasıl oluşur?
Kanserlerin yaklaşık %80-90’ı çevresel ve/veya davranış faktörleri tarafından meydana gelir ve önlenebilme potansiyeli vardır. Kalıtım yoluyla kanser meydana gelme olasılığı çevresel faktörlere oranla çok daha azdır.
X ışınları, uv (ultraviyole-morötesi) ışınları gibi fiziksel ve bazı ilaçlar, polisiklik aromatik hidrokarbonlar gibi kimyasal faktörlerin yanında virüsler de biyolojik olarak normal karaktere sahip bir hücre kültürünü transforme ederek kanser oluşturabilirler.
Kimyasal karsinojenler, tümörü ya uygulandığı yerde (örn: cilt) veya absorbe edildiği yerde (örn: bağırsak) ya da metabolizmanın durumuna göre karaciğer, böbrek gibi organlarda, bazen de direkt olarak alakası olmayan bir yerde meydana getirirler. Fakat karsinojene maruz kalma kanser oluşturmak için tek başına bir sebep değildir. Karsinojenler ancak uygun yer ve zamanda kanser oluşturabilirler.
Kantindeki cips yasağı yargıya taşınıyor
11 bin 546 kantin işletmecisinin uygulama nedeniyle mağdur olacağını savunan Ankara Kantinciler Odası Başkanı Bayram Şahin, genelgenin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Danıştay’da dava açacaklarını belirterek, “Genelge çürük bir mantıkta, işlemeyecektir. Yasaklanan ürünler kantinde satılmayacak, okulun karşısındaki bakkalda, markette bulunacak. Hem rekabete hem de Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı. Kantincilerin yüzde 90’ı iflas eder” diye konuştu.
Bakan Ömer Dinçer imzasıyla yayımlanan “Okul Kantinlerindeki Gıda Satışı” konulu genelgeye göre; kantin, kafeterya, çay ocağı ve büfelerde dengesiz beslenmeye karşı önlem alınacak. Doğal maden suları hariç enerji, gazlı, aromalı ve kolalı içecekler, kızartma ve cipslerin satışı yapılmayacak. Otomatik satış yapan makinelere yer verilmeyecek. Bunların yerine süt, ayran, yoğurt ve meyve satılacak. Kantinciler ayrıca şu koşulları yerine getirecek:
ÇİĞ ET BULUNMAYACAK
- Gıdalar için hijyenik tüketim alanı oluşturulacak.
- Tuvaletler, kantinlerdeki gıda üretim, satış ve tüketim yapılan yerlerden uzakta olacak.
- Sağlık Bakanlığı mevzuatına göre, haşere ve kemirgenlere karşı gerekli önlemler alınacak.
- Kantinlerde yetersiz ve dengesiz beslenmeye neden olabilecek gıda maddelerinin tüketimini özendirici reklam, afiş ve broşür kullanılmayacak.
- Gıdalar ambalajsız ve açıkta satılmayacak. Çiğ etle yapılan ürünler hiçbir şekilde bulundurulmayacak.
- Salata ve meyvelerin üzeri streç filmle kapatılacak.
- Döner ve pizza 65 derecenin üzerindeki sıcaklıkta saklanacak, oda sıcaklığında 2 saatten fazla bekletilmeyecek.
- Süt, yoğurt, ayran, puding 5 derece ve altındaki sıcaklıkta bekletilecek.
- Kantinde yağda kızartma yapılmayacak.
Kaçak sigarada hayvan gübresi çıktı

Doğu ve Güneydoğu’da son yıllarda artarak devam eden kaçak sigara tüketimi, içenleri normal sigaradan bin kat daha zehirlediği ortaya çıktı.
Bugüne kadar yüzbinlerce paket kaçak sigara ele geçiren Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Şube Müdürlüğü, sigarayı özel bir sağlık merkezine inceletti. Sigaranın içinde küçükbaş hayvan gübresinden tütünle ilgilisi olmayan bitkilere, kömür tozundan boyaya kadar onlarca zehir yapan madde tespit edildi.
Uzmanlar, sigara kaçakçılarının sınırdan geçirerek getirdiği bu sigaraların ucuz olduğu için tercih edildiğini belirterek, insanların binlerce kat daha fazla zehir aldıklarını vurguluyor.
Doğu ve Güneydoğu’da sigara kaçakçılığı son yıllarda arttı. Bandrolle satılan sigara miktarı önceki yıla göre yüzde 50 azalırken, yakalanan kaçak sigara yüzde 30 arttı. Irak, Suriye ve İran’da 60 kuruşa alınan sigaranın doğu illerinde 1 TL’ye, batıya gidildikçe 2 TL’ye satılması kaçakçılar için ciddi bir kar olarak görülüyor. Buna bağlı olarak kaçak sigaraya talep her geçen gün artıyor. Yapılan operasyonlara rağmen hemen her yerde bu kaçak sigaraların satılması ciddi bir tehlike olarak görülüyor.
Bölgenin merkezi konumunda olan Diyarbakır Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Şube
Müdürlüğü, yakaladığı kaçak sigaralardan numuneler alarak, özel bir sağlık merkezine inceletti. Vatandaşları bilgilendirmek için yapılan bu çalışmada, çıkan sonuç polisi yanıltmadı. Polisin tahmin ettiği gibi, kaçak sigara ucuz olduğu için saf tütünden oluşmadığı ortaya çıktı. Laboratuvar sonuçlarına göre, en çok tüketilen kaçak sigara markalarında, küçükbaş havyan gübresi, kömür tozu ve farklı otlar tespit edildi. Hayvan gübresinin yakılarak içilmesi, zehir oranını en az bin kat artırıyor. Aynı şekilde kömür tozundaki zehirler vatandaşların hayatını tehlikeye atıyor. Uzmanlar, vatandaşların kesinlikle kaçak sigaradan uzak durmaları gerektiğini söylüyor. Aksi takdirde, çok geçmeden başta boğaz kanseri olmak üzere çok sayıda hastalık ile zehirleme vakalarının ortaya çıkacağı uyarısında bulunuyor.
KAÇAK SİGARANIN MERKEZİ KUZEY IRAK
Kaçak sigaranın büyük bölümü Kuzey Irak’tan geliyor. Bölgede kurulan fabrikalarda üretilen sigaralar kaçak yollarla ülkeye sokuluyor. Bunun, terör örgütünün de kontrolünde olduğu iddia ediliyor.
Irak’ın Dohuk, Erbil ve Süleymaniye gibi birçok yerde sigara fabrikası var. Kaçakçılar bir paket sigarayı buradan ortalama 60 kuruşa alıyor. Bir paket sigaranın maliyeti 1 TL’nin altında. Türkiye’de ise sigaranın fiyatı 2,5 TL ile 7,5 TL arasında değişiyor. Bu durumda elde edilen k’r yüzde 700′e kadar ulaşabiliyor. Tütün mamulleri, Türkiye ekonomisi içinde ciddi bir büyüklüğe sahip bulunuyor.
Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (TAPDK) rakamlarına göre, 2009 yılı itibarıyla yıllık 5 milyar 377 milyon 750 bin paket yasal sigara satışı gerçekleşti. Bunun ekonomik karşılığı 20 milyar 435 milyon 450 bin TL.
Türkiye’de tütün mamullerindeki vergi yükü yaklaşık yüzde 80 oranında. 2010′da beklenen Özel Tüketim Vergisi tahsilatı 17 milyar TL. Türkiye genelinde toplanan ÖTV’nin yaklaşık üçte biri sigaradan elde ediliyor. Yüksek vergiler sebebiyle, satış fiyatları ile maliyet bedelleri arasında ortalama 5 kat fark var. Bu durum, kaçakçılığa kapı aralıyor. DPT 9. Kalkınma Planı İçki, Tütün ve Tütün Ürünleri Sanayii Özel İhtisas Alt Komisyonu Raporu’nda toplam sigara pazarının yüzde 15′inin kaçak ürünlerden oluştuğu tahmin ediliyor. Bu rakama göre devletin vergi kaybı yıllık 1 milyar TL’nin üzerinde.
Doğum ,bir travma, olmaktan ,çıkarılabilir mi?, Huzurlu, ve sağlıklı çocuklar
Huzurlu ve sağlıklı çocuklara sahip olmak için gebelik ve doğum sürecinin hatta gebe kalmadan öncesinin önemli olduğunu biliyor musunuz?
Hülya Yıldırım’ın haberiHepimiz bir doğum anıyla bu dünyaya geliyoruz. Anne karnına düşme anımız, anne karnındaki sürecimiz ve doğum anı ne kadar sağlıklıysa, biz de o kadar sağlıklı bir ömür sürüyoruz. ‘Her doğum bir travmadır’ denir. Fakat, her şeyin başlangıcı olan doğum, bir travma olmaktan çıkarılabilir mi? İşte, uzmanların doğumu bir travma olmaktan çıkarmak ve böylece daha sağlıklı nesiller yetiştirmek konusunda birbirinden çarpıcı önerileri…BEBEK HER ŞEYİN FARKINDADIR!Op. Dr. Hakan Çoker-Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı‘Bebekler doğumda her şeyin farkındadır ve huzurlu bir doğum için her türlü özeni hak ederler. Doğum anı ve doğumdan sonraki ilk birkaç saat, bebek-anne bağının kurulması açısından kritik saatlerdir. Hiçbir müdahale veya ilaç etkisi altında kalınmadan yapılan doğumlarda, anne ve bebeğin karşılıklı salgıladığı hormonlar bu ilk aşkın kurulmasında hayati rol alır. Bu ilk, aşk dolu sevgi bağının kurulabilmesi için doğal olarak doğan bu bebeklerin annelerinden uzaklaştırılmak yerine kordonu bile kesilmeden anne kucağıyla buluşturulması gerekir. Bu sayede doğumda bebekler üzerinde oluşabilecek psikolojik travmalar hiç yaşanmaz, bebek kendini güvende hisseder sevildiğini hisseder.Normal ve kolay bir doğum, sanıldığı gibi bebek için büyük bir travma değildir. Doğum başladıktan sonra artan kasılmalarla bebekler doğum kanalına doğru itilirler. Bebeğin başı rahim ağzına baskı yaparak açılmasını sağlar. Bebekler elbette bu baskıyı hisseder ama travma olarak algılamazlar. Çünkü bu bildikleri bir duygudur.KORDON GÜVEN KAPISIDIRAçılma dönemi bitip bebek rahim kanalından aşağıya doğru kaydığında hissettiği basınç değişimleri, onu aslında dış dünyaya hazırlar. Ama sanıldığının aksine nefes darlığı, sıkışma hissi yoktur. Çünkü onun güven kapısı kordondur. Gerekli besin ve oksijen kordondan gelir. Kordon hala karın içinde serbesttir. Bu yüzden bebekler doğum kanalında ne kadar kalırsa kalsın, kordondaki kan akımı bozulmadığı sürece güvendedirler. Eğer bebekler sakin bir ortamda doğarlar, doğar doğmaz bebek dostu felsefelerle karşılanırlarsa (spotlar kapalı, gürültü yok, baş aşağı tutulma yok, ağlasın diye darbe yok, sert bezlerle cildi silmek yok gibi…) ve hemen anne kucağıyla buluşturulurlarsa doğum travmasından bahsetmek mümkün değildir.DOĞUM TRAVMASI BEBEĞİ NASIL ETKİLER?Bebekler için doğum travmasından iki şekilde bahsedebiliriz. Bunların ilkinde mekanik bir sorun vardır. Bebek oksijensiz kalır, gerekli müdahaleler geç yapılırsa bu durum bebeğin kayıtlarına geçecektir. Veya zor bir doğumda bebeğin çekilmesi için aşırı bir güç uygulanırsa yine bunu bebekler hatırlayacaktır. Diğer travmaysa doğum ortamlarında anne ve bebek buluşmasına gerekli özenin gösterilmemesidir. Doğum büyük bir gürültü ve panik ortamında gerçekleşir. Anne aşırı stres ve korku içindedir. Sağlık personeli panik içindedir. Bu ortamda doğan bebek ani ve sert darbelerle çekiştirilir, ilk defa yerçekimiyle karşılaşır ve kordonu kesilerek anneden uzaklaştırılır. Eskiden baş aşağı tutulur ve ayaklarına sert darbelerle vurulurdu ve bu, bebek için travmaydı! Ama neyse ki bu uygulamalar artık yapılmıyor. Bebek bakım ünitesinde parlak ışıklar altına yatırılır, nefes yolunun temizlenmesi için boğazına ince hortumlar sokulur, cildi sert bezlerle silinir. Ve en travmatik olanı da tanıdığı bir ses olmamasıdır. İşte bu belki de onun için en büyük travmadır.BEBEĞE SAYGILI DOĞUMYapılan hipnoz çalışmalarının birçoğunda doğum anlarına dönüş sağlanabilmektedir. Bu çalışmalardan toplanan bilgilerde bebeklerin doğum ortamlarını ne kadar iyi algıladıkları ortaya çıkar. Bebekler huzurlu bir ortamla, panik bir ortam arasındaki farkı bilirler. Bunun yanında aşırı ışık ve gürültüden rahatsız olurlar. Ve en önemlisi doğum sonrasında yumuşak ses tonları onları rahatlatır ve güven verir. Hele bir de bu ses tanıdıksa doğumda yaşayabileceği birçok şey artık onun içi travma olmaktan çıkabilecektir.Evet, bazı doğumlarda vakum uygulanabilir. Acil durumlar olabilir. Ancak her türlü doğumda bebeğe saygılı doğum felsefelerine dikkat edilebilirse, bebeklerin bu acil durumları güvenle karşılaması ve hayata çok daha yumuşak bir geçiş yapması sağlanabilir.ANNE DOĞUMDAN KORKMAMALI!Sağlıklı bir doğumun sırrı anne ve bebeğe saygılı doğum felsefelerinden geçer. Öncelikle anne, kendisini eğitmeli ve doğumun gücüne inanmalıdır. Doğumdan korkmamalıdır. Aynı şekilde hizmet eden sağlık personelinin de doğuma inanması ve sakin davranmayı bilmesi gerekir. Ve doğum anında gürültünün yerini sakinlik ve güven almalıdır. Bebeği rahatsız edecek spotlar kapatılmalıdır. Bu ortamda doğan bebekler, doğar doğmaz refleks olarak ağlar. Ama ikinci ağlama ‘Annem nerede?’ ağlamasıdır. Bu bebekler anne kucağına gelir gelmez annenin sevgi dolu kolları bebeğin üstüne kapanır. Bebek annenin tanıdık kalp atışlarını duyar. Alıştığı sesine doğru başını kaldırır. Ağlaması birden kesilir. Sağlıklı bir şekilde nefes almaya devam eder. Kordon henüz kesilmediğinden akciğerlerden nefes almaya alışana dek güvenli oksijen akışı devam eder.Doğum ekibi de bu ortama saygılıdır. Aşırı gürültü yapmazlar. Hatta bir adım geri çekilerek anne ve bebeğin bu kutsal buluşmasına saygıyla yaklaşırlar. Anne ve bebeğinin tanışarak bağ kurmalarına izin verirler.BAĞIMLILIĞINIZIN NEDENİ DOĞUM ANI OLABİLİRDoç. Dr. Nusret Kaya – Psikiyatr‘Yıllardır anne rahmindeki negatif kayıtların, doğum sırasındaki ve 0-2 yaş dönemindeki negatif kayıtların bir psikolojik virüs gibi tüm yaşantımızı etkilediğini anlatıp duruyorum. Çünkü anne rahmindeki negatif kayıtlar; annenin sıkıntıları, üzüntüleri, koca dayakları, kaynana zırıltıları, annenin beynindeki snap sistemini bozuyor. Cenin de o sırada annenin kanıyla beslendiği için tüm bu bilgileri kaydediyor. Tabii ki şuurlu hayatında bunların farkında değil. Bu kayıtlar rüya diliyle anlaşılabilir.Doğum travması da sert, negatif kayıtların oluşabildiği süreçtir. Çünkü minicik ayrıntıları bebek kaydetmektedir. Örneğin, hamile kadının suyu gelmiştir ama çıkış için bir ambulansla hastaneye gitmesi gerekiyordur. Oradan itibaren bir ‘çıkamama korkusu’ başlar. Bu korku ileriki hayatta, örneğin kapalı yerde kalma korkusuna neden olabilir. Bana gelen kapalı yerde kalma korkusu, nefes alamama korkusu, asansöre binememe korkusu yaşayan danışanlarımın tamamında anne rahminden çıkamama durumu söz konusu. Ayrıca ilk çıkış sırasında, annenin vajinasında yeterli genişleme olmazsa birtakım tıbbi müdahaleler yaşanabilir. Mesela, kesik atar doktor. Ve bu nedenle anne daha çok alarma geçer. Bebek de bu alarmların hepsini hisseder. Ne olur? Bir hayatı koruma içgüdüsü alarmı olur.Her doğum, anne için değilse bile, bebek için bir travmadır. Çünkü 9 ay 10 gün kaldığı kapalı bir ortamdan açık bir ortama çıkacak, her tür yaşamsal ihtiyacını annenin kanıyla sağlarken, dışarı çıkıp hava alacak ve başka bir besin kaynağı kullanacak. Kolay bir doğum bile her zaman travmatik olabilir. Neden, çünkü mekan değişiyor. Arkadaşlarımız, bu travmaları azaltıcı eğitimler alıyor. Hastane şartlarında, bu konular üzerinde yoğun şekilde duruluyor. Ama Anadolu’nun ücra kesimlerinde doğumlar hala evlerde oluyor.BEBEK ANNENİN DUYGULARINI KAYDEDERÖte yandan, annenin veya çevredekilerin çok telaşlı olması da bebeği etkiler. Bebek, tüm bu olanları kaydeder. Rahimden geç çıkmışsa telaş artar, telaş arttıkça negatif kayıtlar artar. Telaş ve zor doğumlarda oluşan olumsuz kayıtları alan kişiler, sonraki hayatlarında kolay hastalanır olurlar. Bu da olayın fiziksel hasara yansıyan kısmıdır. Aslında insanın temel inşaat bozukluklarına bütünsel bakarsak daha doğru olur. İnşaat bozukluğuna neden olanlar, öncelikle anne rahminde yaşananlar, sonra doğumda yaşananlar ve en son olarak da 0-2 yaş bebeklik döneminde yaşananlardır. Bu süreçte korteks oluşmamıştır. Yani üst beyin, üst beyin oluşmadığı için sistem kendini kollayamaz.Sonuçta, sperm ve yumurtanın birleşmesinden itibaren cenini korumaya almalıyız. Eğer bir insanı ana rahmine düştüğünden itibaren sağlıklı bir şekilde kollamayı öğrenmezsek, insanlarımız temel inşaat bozuklukları nedeniyle çağı yakalayamaz ve sağlıklı bir hayat süremezler.’Akşam – Cumartesi
Boğmaca nedir, Çocuk Hastalıkları, Boğmaca neden ileri Gelir
Boğmaca nedir ?
Özellikle bir ve beş yaşları arasında çocuklarda rastlanan ve boğazda veya hançerede görüleni, solunum kanalında meydana gelen enfeksiyonlu bir hastalıktır.
Boğmaca neden ileri gelir ?
Çoğunluk vakalarda bir virüs enfeksiyonundan ileri gelmektedir. Bakteri, organizmaları da bu hastalığa neden olabilir.
Boğmaca difteriden ileri gelebilir mi ?
Evet. Boğazda ve soluk borusunda bir zarın meydana gelmesiyle bir tip difteri boğmacası gelişebilir.
Boğmaca olduğu nasıl anlaşılır ?
İlk belirtileri nefes almakta güçlük çekilmesi, boğuk seslilik veya ses kaybı, horoz ötüşüme veya ayıbalığının havlamasına benzer sesler çıkarılmasıdır. Normal vakalarda çocuğun ateşi biraz artar. Ciddî vakalardaysa hastanın nöbeti fazlasıyla yükselebilir.
Boğmaca genellikle ne zaman başlar ?
Genellikle geceleri. Çoğu zaman gündüz kaybolur ve bir gece sonrası daha şiddetli olarak kendini belirtir.
Ortalama bir boğmaca vakası ne kadar süreli olur ?
Bir günden üç güne kadar.
Boğmacanın tedavisi nedir ?
a. Solukla içeriye buhar çektirmekle.
b. Çocuğun boğazının arka kısmına bir kaşık sokarak kusturmakla. Kusmak yoluyla çocuk, çok kez boğazı tıkayan katı balgamı
dışarıya atabilir.
c. Doktorun kontrolü altında çocuğun kusmasını temin etmek için
çocuğa ipeka verilmekle.
d. Odada bir buhar tenceresinin (çaydanlığın) devamlı buhar çıkarmasıyla çocuğun yatmakta olduğu odayı ılık ve nemli bulundurmakla.
Boğmaca yeniden gelme eğilimini gösterir mi ?
Evet. Bir çocuk bir kez boğmacaya yakalandı mı, iki veya üç yıl süreyle her solunum yolu enfeksiyonunda bu hastalığa yeniden yakalanma eğiliminde olacaktır.
Ciddî olan boğmaca vakalarında özel tedavi metotlarına ihtiyaç duyulur mu ?
Evet. Ciddî bir boğmaca vakası olan çocuk hiç vakit kaybetmeden bir doktora gösterilmelidir. Çünkü bu gibi ciddî vakalarda nefes tıkanıklıkları eğilim oranları çok yüksek olur.
Ciddî boğmaca vakalarında ne yapılmalıdır ?
Buharla açılamayan nefes tıkanıklığı varsa doktor derhal yapılması gerekli olabilecek bir soluk borusunun açılması (tracheotomy) ameliyat yapılması için çocuğun hastaneye kaldırılmasını isteyebilir Çok acil vakalarda doktor bu ameliyatı evde yapmak lüzumunu bile hissedebilir.
Trachetomy nedir ?
Çocuğun soluk almasını temin için nefes borusuna açılan bir deliktir.
Ciddî bir boğmaca vakası için başka tedavi metotları var mıdır ?
Evet, birçok vakada oksijen verilmesi yararlı olmaktadır.
Boğmaca tedavisinde antibiyotikler yararlı olurlar mı ?
Hafif vakalarda bunlara lüzum görülmemekteyse de, ciddî vakalarda yararlı olurlar.
Boğmaca olan çocuklara özel bir gıda rejimi tatbik edilmeli mi ?
Yumuşak yemekler ve ılık sıvıdan verilmesi tercih edilmelidir.
Boğmaca herhangi bir şekilde önlenebilir mi ?
Hayır. Ancak evde, Özellikle çocuğun yatmakta olduğu odanın, nemli olması yararlı olmaktadır.
Boğmacaya karşı tesirli bir aşı mevcut mudur ?
Hayır.
Boğmacadan sonradan görülen kalıcı tesirler olabilir mi ?
Genellikle hayır. Vakaların büyük çoğunluğu tamamen iyileşir.
Boğmacaya yakalanan bir çocuğu karantinaya almak gerekli midir ?
Hayır. Ancak hastalık bulaşıcı olduğundan her üst kısım solunum enfeksiyonlarında alınması gereken tedbirler ihmal edilmemelidir.
Boğmacaya, aîlerjik çocuklarda daha mı sık rastlanır ?
Evet.
Belirli bir mevsimde daha mı fazla meydana gelir ?
Evet. Özellikle kışın ve sonbaharda görülen bir hastalıktır.
Boğmacadan iyileştikten ne kadar süre sonra, çocuğun evden çıkmasına izin verilmelidir ?
Hafif vakalarda iyileştikten iki veya üç gün sonra, ciddî vakalarda ise iyileştikten bir hafta veya on gün sonra.
Alkol bağımlılığının tedavisi
Asıl olarak çoğu alkollü içkinin bilimsel bir bağımlılık yapma durumu yoktur. Ancak içki sorunlardan kurtulmak için içiliyorsa bu içecekler psikolojik bağımlılık yaratırlar.
Alkol bağımlılığı tedavisi
Alkol bağımlılığı tedavisi
Alkol bağımlılığı sonuçları itibariyle kanser ve ölüme kadar giden bir çok hastalığın nedeni olabilir. Alkol bağımlılığı son yüzyılda artmış bir hastalık değildir.
Daha önceleri alkol bağımlılığı tedavi edilmesi zor bir hastalıkken bugün hem psikolojik destek hem de ilaçlar yardımı ile bu bağımlılıktan kurtulmak mümkündür.
Ancak alkol bağımlılığı tedavisi için önce kişiyi bulunduğu çevre ve ortamdan uzaklaştırmak gerekir. Tek başına alkol kullanarak bağımlı olmak oldukça az görülen bir durumdur.
Alkol bağımlılığı tedavisi süreçleri 3 dönemdir. Arındırma dönemi, Erken iyileşme dönemi ve gelişim dönemi olarak bilinen bu dönemlerde çoğu hasta arındırma döneminde alkol bağımlılığından kurtulur.
Ancak son yıllarda arındırma tedavisi ile iyileşen hastaların bir süre sonra bağımlılığa tekrar kapıldığı görülmüş ve bu sürecin yeterli olmadığı düşünülmüştür.
Erken iyileşme döneminde psikolojik destek verilir. Gelişim döneminde ise iyileşme belirtileri gösteren hasta kontrol altında tutulur ve fizyolojik destek verilir.
Hıçkırık Nasıl Kesilir, Tedavisi nasıldır ?
Hıçkırığın neden oluştuğu konusunda bir çok rivayet olsa da tam bir bilimsel açıklama bulunamamıştır. Çoğu bilim adamına göre hıçkırığın ana nedeni nefes borusuna kaçan yemek artıklarıdır.
Hıçkırık nasıl kesilir
Bu artıklar nefes borusunu tıkar ve oradan çıkana kadar hıçkırık krizi yaşatırlar. Ancak bazen sürekli hıçkırık krizleri de görülür ve bunların sebebi yemek değildir.
Eski çağları araştıran uzmanları göre hıçkırık bir korku belirtisidir. İnsan korktuğunda nefes borusu küçülür ve oksijen gidişi azalır. Bu gidişi çoğaltmak için insan çok sık nefes alır ve hıçkırık oluşur.
Hıçkırığı durdurmak için genellikle nefesin tutulması söylenir. Ancak bu tehlikeli bir yoldur. Eğer nefes borumuza kaçan artık büyük ise vücut bunu dışarı atamaz ve tıkanma büyür.
Çoğu zaman su içildiğinde de hıçkırık geçer. Hıçkırığın insan vücuduna yararlı bir yönü bulunamamıştır. Eski insanlar kese kağıdına soluyarak hıçkırığı kesmeyi denerlerdi.
Bu doğru bir yöntemdir. Kese kağıdında bulunan karbondioksit nefes alış
verişleri hızlandırır ve tıkanıklığı giderir. İnatçı ve kronik hıçkırılarda doktora görünmek gerekir.


